Yilmayan Kalp
Orman içinde yürümek her seferinde farklı hissettiriyordu. Ağaçların arasından süzülen altın ışık, zeminde dans ediyordu.
Arkasındaki sesi ilk duyduğunda duraksadı. Adımlar. Yumuşak ama kararlı adımlar.
Döndü. Karşı karşıya kaldıkları an, ikisi de anladı ki bu karşılaşma tesadüf değildi. Hiçbir şey tesadüf değildi.
"Seni bekliyordum" dedi biri. Hangisinin söylediği önemli değildi artık.
---
Tren istasyonunda beklemek her seferinde farklı hissettiriyor. Kimi kez umut, kimi kez hüzün.
Bugünkü bekleme ise her ikisi de değildi. Net bir kararlılık, belirsiz bir gelecek.
Tren geldi. Kapılar açıldı. Ve o indi.
Yıllar geçmişti. Her şey değişmişti. Ama bazı şeyler, zaman ne kadar geçerse geçsin, değişmeden kalıyordu.
---
Deniz kıyısında ayaklarını suya sokmuş oturuyordu. Soğuk acıtıyordu ama umursamıyordu.
Dalgalar gelip gidiyordu. Hep aynı ritim. Gidiyordu, dönüyordu. Gidiyordu, dönüyordu.
"Sen de böylesin" dedi kendi kendine. "Hep gidiyorsun ama hep dönüyorsun."
Güneş ufka yaklaşırken gökyüzü turuncu ve mora boyandı. Bu güzelliğin ortasında o, hâlâ aynı soruyu soruyordu kendine: Neden?
Bir sonraki bolumde devam edecek...
Okuma Ayarlari
Yazi Boyutu
18px
Yazi Tipi
Hizalama
Satir Araligi
Genislik
Tema
Bolum Yorumlari (0)