Yilmayan Kalp
Mektup sararmış, eski kâğıttandı. Tarih neredeyse okunmuyordu ama kelimeler hâlâ netti.
"Seni bir gün anlayacaklar. Belki o gün ben olmayacağım ama anlayacaklar."
Mektubu tutan elleri titredi. Kim yazmıştı bunu? Ve neden tam şimdi bulmuştu?
Pencereye yürüdü. Dışarıda yağmur başlamıştı. Sanki o da biliyordu.
---
Kod satırları ekranda akarken kafasının içinde bir şeyler titreşiyordu. Hata neredeydi? Saatlerdir bakıyordu ama göremiyordu.
"Bazen yanında olan şeyi en son görürsün" demişti biri bir keresinde.
Kahvesini kaldırdı, bir yudum aldı. Soğumuştu. Ne zaman soğumuştu?
Sonra döndü ekrana. Ve gerçekten görmeseydi inanmayacaktı. Hata tam ortadaydı, gözünün önündeydi. Bütün gece boyunca orada durmuştu.
---
Deniz kıyısında ayaklarını suya sokmuş oturuyordu. Soğuk acıtıyordu ama umursamıyordu.
Dalgalar gelip gidiyordu. Hep aynı ritim. Gidiyordu, dönüyordu. Gidiyordu, dönüyordu.
"Sen de böylesin" dedi kendi kendine. "Hep gidiyorsun ama hep dönüyorsun."
Güneş ufka yaklaşırken gökyüzü turuncu ve mora boyandı. Bu güzelliğin ortasında o, hâlâ aynı soruyu soruyordu kendine: Neden?
Bu hikayenin son bolumuydu.
Okuma Ayarlari
Yazi Boyutu
18px
Yazi Tipi
Hizalama
Satir Araligi
Genislik
Tema
Bolum Yorumlari (0)